top of page
  • Gri LinkedIn Simge
  • facebook
  • twitter
  • instagram

Arama Sonuçları

Boş arama ile 99 sonuç bulundu

  • L-Carnitin (Karnitin) Nedir?

    L-carnitin, genellikle bir kilo kaybı takviyesi olarak alınan, doğal olarak oluşan bir amino asit türevidir. Karnitin vücutta, lizin ve metiyonin amino asitlerinden sentezlenir. Yağ asitlerini hücrelerin mitokondrilerine taşıyarak enerji üretiminde çok önemli bir rol oynar. L-carnitin’in metabolizmada yağ yakımını arttırıcı, kasları güçlendirici ve bağışıklık sistemi, yüksek tansiyon, diyabet gibi hastalıkların tedavisinde yardımcı olarak kullanılması birçok çalışma ile kanıtlanmıştır. L-carnitin, özellikle alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıkların tedavisinde de etkili olduğu belirtilmiştir. Son yılların en popüler besin desteklerinden biri olmasına karşın L-carnitin’in gıdalardan doğal olarak alındığı zaman biyoyararlılığının daha yüksek olduğu saptanmıştır. L-Carnitinin Vücuttaki Rolü L-carnitinin vücuttaki ana rolü mitokondriyal fonksiyon ve enerji üretimi ile ilgilidir. Hücrelerde, yağ asitlerinin enerji için yakılabilen mitokondriye taşınmasına yardımcı olur. Vücudun L-carnitin depolarının yaklaşık %98'i, kaslarınızda bulunur, karaciğer ve kandaki eser miktarlarla birlikte bulunur. L-Carnitin Faydaları Sportif Dayanıklılığı Artırır Kilo Kaybı Yağ Yakma Beyin Fonksiyonunu Artırır Kan Şekerini Düzenleme Dayanıklılığı Artırır L-carnitin enerji üretiminde merkezi bir rol oynadığı için, birçok sporcu onu dayanıklılığı ve atletik performansı artırmak için bir yol olarak kullanmaya amaçlar. Hem insan hem de hayvan çalışmaları, L-carnitinin dayanıklılık seviyeleri üzerindeki yararlı etkilerini doğrulamıştır. Journal of Strength and Conditioning Research’de yayınlanan bir çalışmada, profesyonel futbolculara egzersizden önce 3-4 gram L-carnitin verilmesinin tükenmişliğe erişme süresini uzattığı görülmüştür. (https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/24263659) Kilo Kaybı Birçok insan, kilo vermek için L-carnitin kullanmayı düşünür. Teorik olarak bakıldığında kilo verme desteği olarak L-carnitin kullanımı bir anlam ifade edebilir. Yapılmış bazı çalışmalar, diyet ve egzersiz ile kombine edildiğinde L-carnitinin kilo kaybını arttırmada etkili bir yolu olabileceğini kanıtlamıştır. İran'dan yapılan bir araştırma, dokuz çalışmanın sonuçlarına göre L-carnitin ile desteklemenin, daha büyük bir miktarda kilo kaybına yol açtığını ve vücut kitle indeksinde bir kontrol grubuna kıyasla daha büyük bir düşüşe yol açtığı görülmüştür. (https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/27335245) L-carnitin etkisini gösterirken hızlı bir çözüm olarak görülmemelidir. Maksimum sonuçları görmek için düzenli egzersiz ve sağlıklı bir diyetle eşleşmesi gerekir. Yağ Yakımı Kilo kaybının yanı sıra, L-carnitin yağ yakımını hızlandırmaya yardımcı olur. Almanya'da yapılan bir çalışmada, aşırı kilolu katılımcılar ya L-carnitin ilavesi ile ya da eklenmeksizin düzenli bir diyet almıştır. 10 günüm sonunda, L-carnitin önemli ölçüde yağ yıkımını arttırdığı görülmüştür. (https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/15281008) Journal of Physiology’de yayınlanan bir başka çalışmada, kaslardaki karnitin miktarının artırılmasının, fiziksel aktivite sırasında yağ yakımını ve enerji tüketimini artırarak yağ kazanımının önlenmesine yardımcı olduğu gösterilmiştir. (https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3784205/) Beyin Fonksiyonu Artırır L-carnitin vücudunuz için iyi olduğu gibi, aynı zamanda zihniniz için de iyidir. Araştırmalar L-carnitinin, beyin fonksiyonunu ve bilişi olumlu yönde etkileyebileceğini bulmuştur. İtalya'da Catania Üniversitesi tarafından yürütülen ve Amerikan Journal of Clinical Nutrition'da yayınlanan bir çalışma, 100 yaşın üzerindeki yaşlı katılımcılarda günlük L-carnitin takviyesinin zihinsel ve fiziksel yorgunluk üzerindeki etkilerini incelemiştir. L-carnitinin sadece toplam yağ kütlesini azaltmak ve kas kütlesini arttırmak için değil, aynı zamanda yorgunluğu azaltmaya ve bilişsel işlevi geliştirmeye de yardımcı olduğu gözlemlenmiştir. (https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/18065594) Diğer çalışmalar, başka bir L-carnitin olan asetil-L-carnitinin, Alzheimer hastalarında bilişsel gerilemeyi tersine çevirmeye ve hafızayı iyileştirmeye yardımcı olabileceğini bile göstermiştir. (https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/1444880) Kan Şekerini Düzenler Bazı umut verici araştırmalar, karnitin takviyesinin normal kan şekeri seviyelerini korumaya ve insülin direncine karşı savaşmaya yardımcı olabileceğini göstermiştir. Journal of the American College of Nutrition’da yayınlanan bir çalışma, diyabetik katılımcıların L-carnitin ile beslenmesinin insülin duyarlılığını artırdığını ve kan dolaşımından şekerin alımını artırdığını göstermiştir. (https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/10067662) 2010 yılında Roma'daki Sapienza Üniversitesi Klinik Hekimliği Bölümü'nde yürütülen bir başka küçük çalışmada, L-carnitinin kalorik kısıtlamayla birleştirilmesinin insülin direncini azaltmaya ve duyarlılığı artırmaya yardımcı olduğunu bulmuştur. (https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/20467011) L-Carnitin Gıda Kaynakları Hayvansal ürünler, L-carnitinin en iyi doğal kaynakları olup, porsiyon başına en yüksek miktar sığır etinde bulunur. Ayrıca sebze ve tahıl gibi bazı kaynaklarda küçük miktarlarda bulunabilir. Fazla L-Carnitinin Fazla Kullanımı Günde 3 gramdan fazla L-carnitin tüketimi kusma, mide bulantısı, ishal ve gibi yan etkilere neden olabilir. Nadir olmakla birlikte, uzun süre doz aşımı kasların zayıflamasına ve nöbetlere yol açabilir. L-Carnitin Dozu Birçok doğal destek gibi, L-carnitin kullanımı güvenli gibi görünmekte. Özenli ve doktor kontrolünde kullanıldığında ciddi yan etkilerinin görülmediği bildirilmiştir. L-carnitin dozu günde 500–2,000 mg'dır, ancak değişen çalışmalarda her bir L-carnitin formu için farklı dozlar önerilmektedir. L carnitine takviyesi kullanmanız gerektiğine bağlı olarak miktar değişebilir. Size en uygun dozaj için doktorunuza danışabilirsiniz. Asetil-L-carnitin: Günde 600–2,500 mg. L-carnitin L-Tartrat: Günde 1,000–4,000 mg. Propionil-L-carnitin*: Günde 400-1.000 mg. * Propionil-L-carnitin diğer L-carnitin varyasyonlarına benzer yararlar sağlar ve serbest radikallere karşı koruma ve enerji üretimine yardımcı olma yeteneği ile bilinir.

  • Ekmek Tüketiminin Sağlık Üzerine Etkisi

    Çoğu kişi zayıflama diyetinde ekmeğin yenmemesi gerektiğini düşünür ama bu bilgi aslında doğru değildir. Kalıcı ve sağlıklı kilo vermek için ekmek tüketilmelidir. Tüketilecek ekmeğin miktarı ve çeşidi çok önemlidir. Ekmek dünyanın her yerinde üretilen ve en çok tüketilen gıdalardan biridir. Ekmeğin protein ya da diğer gıda bileşenlerince zenginleştirilmesi yetersiz beslenmenin önüne geçmede en etkin yollardan biri olarak görülmektedir. Son yıllarda insanların yaşam tarzlarının değişmesi sonucunda fiziksel aktivite azalması ve beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikler, tip 2 diyabet, kalp hastalıkları ve bazı kronik hastalıkların artmasına yol açmıştır. Beslenme alışkanlıklarındaki en önemli değişiklikler yüksek lifli gıdalar, tam tahıllar, meyve ve sebzeler yerine hızlı sindirilebilen karbonhidrat bakımından zengin “fast-food” türü tüketimin artmasıdır. Ekmekteki Besin İçerikleri Tahıl tanesinin dış kısmını kaplayan kabuğu, tanenin yaklaşık %14,5’ini oluşturur. Öğütülmede kepek olarak ayrılır. Kabuğun yapısında nişasta olmayan karbonhidratlar ve bitkisel kimyasallar daha çok yer tutar. Bunların yanında, vitamin ve mineraller de bu kısımda daha yoğundur. Kabuğun altında bulunan endosperm kısmı, tanenin %83’ünü oluşturur ve enerji deposudur. Tanenin %2’sini oluşturan embriyo (ruşeym), tanenin yeni bitki oluşmasını sağlayan bölümüdür ve protein, lipid, vitamin ve mineraller açısından endosperme oranla daha yoğundur. Tanenin bu üç bölümündeki öğelerin yoğunluğu değişik olduğundan, öğütme ile birbirinden kolayca ayrılabilir. Ekmeğin besin öğeleri içeriği, buğdayın saflaştırılma durumuna göre değişkenlik göstermektedir. Besleyici değeri oldukça yüksek olan buğdayın öğütülme sırasında kepek ve öz kısmının ayrılması, birçok besin öğesinde önemli kayıplara neden olmaktadır. Özellikle düşük randımanlı unlardan yapılan ekmeklerde bu kayıpların daha da arttığı bilinmektedir. Tahıl tanelerindeki lifin yaklaşık üçte ikisi çözünmeyen; üçte biri ise çözünür liftir. Kepek tahıldan ayrıldığında da çözünmeyen lif kaybı görülmektedir. Günlük beslenmemizde ve özellikle de kaliteli, tam tahıllı ekmek tüketimiyle yeterli lif alımı, sadece sindirim sistemi işlevlerine değil vücutta detoksifikasyon faaliyetlerine de destek olabilmektedir. Bunun yanı sıra, kan yağlarının ve şekerinin düzenlemesiyle kalp damar hastalığı ve şeker hastalığının riskinin azalması ve vücut ağırlığı kontrolüne de destek olmaktadır. Ekmeğin Beslenmeye Katkısı Araştırmacılar tam tahıl tüketiminin vücut ağırlığının azaltılmasında etkili olabileceğini vurgulamaktadır. Bunun çeşitli nedenleri vardır. Saflaştırılmadıkları için tam tahıllı ürünlerin enerjisi daha düşüktür ve düşük glisemik indekse sahiptir. Ayrıca, tam taneli besinler yüksek miktarda diyet posası içerdiği için leptin, insülin ve C-peptid gibi pankreas ve ince bağırsak hormonlarının sekresyonunu artırır. Tokluk duygusunu yükselterek enerji alımını azaltır. Diğer taraftan, tahıllarda var olan çözünür posalar, gastrointestinal sistemde sıvı emerek intraluminal viskoziteyi artırır, gastrik boşalma zamanı yavaşlar ve ince bağırsakta emilim yavaşlar böylece vücut ağırlık denetimine yardımcı olur. Ekmek, Türk toplumunun beslenmesinde önemli bir yere sahiptir. Türkiye’de ekmek daha çok buğdaydan üretilmektedir. Ancak beyaz ekmek unu, tam tahıl unundan veya kepekli undan daha çok tüketilmektedir. Kalp damar hastalıkları, kanserler, kronik solunum yolu hastalıkları, diyabet, obezite gibi hastalıklar ve bunlarla bağlantılı kronik hastalıklar, başlıca dengesiz beslenme, fazla enerji alma ve hareketsiz yaşam şeklinden kaynaklanmaktadır. Tam tahıl ve kepekli ekmek unlarının veya bunlardan yapılan tahıl ürünlerinin, hastalıkların önlenmesinde etkili oldukları yapılan birçok araştırmada gösterilmektedir. Menon, L., Majumdar, S.D., Ravi, U., 2015. Development and analysis of composite flour bread. J. Food Sci. Tech., 52(7): 4156–4165. Şanlıer N. 2012. Tam tahıl ürünleri ve sağlık üzerine etkileri. Tam Buğday Ekmeği Yaygınlaştırma Sempozyumu, ss. 48-54, Ankara. Jonnalagadda, S.S., Harnack, L., Liu, R.H., McKeown, N., Seal, C., Liu, S., Fahey, G.C., (2010). Putting the whole grain puzzle together: health benefits associated with whole gra-ins - Summary of American Society for Nutri-tion 2010 Satellite Symposium J. Nutr., 141: 1011-1022. O'Connor A (2012). An overview of the role of bread in the UK diet. Nutrition Bulletin 37:193-212.

  • Prebiyotik ve Probiyotikler Nedir? Neden Önemli? (Rehber)

    Bakterilerin vücudumuza zarar ve hastalıklara neden olduğu inancı uzun yıllardır kabul görmüştür. Ancak günümüzde sayıları artan bilimsel araştırma sonuçlarına göre canlı mikroorganizmaların bazı hastalıkların tedavisinde ve hatta önlenmesinde kullanılabileceğini göstermektedir. Bir süredir probiyotik ve prebiyotik ürünler ticari olarakta kullanılmaya başlanmıştır. Probiyotik ve prebiyotiklerin hayatımıza daha fazla girmesiyle birlikte haklarında araştırma yapılma gereksinimi de artmaktadır. Prebiyotik ve Probiyotik Prebiyotik ve probiyotik çok karıştırılan kelimeler. Aslında birbirlerinden oldukça farklılar. Probiyotikler ağız yoluyla yeterli miktarda alındığında konakçının sağlığını olumlu yönde etkileyen canlı mikroorganizmalardır. Prebiyotikler sindirilmeyen ancak barsakta fermente olan ve kolondaki bakterilerin çoğalmasını ve etkinliğini olumlu yönde etkileyerek konağın sağlayan da iyileştiren besin öğeleridir. İnsan vücudunun sağlıklı bir yaşam sürmesi için sağlıklı bir sindirim sistemine sahip olması gerekir. Bunun sağlanması da intestinal mikroflora ile olmaktadır. Bağırsağın yararlı mikroflorasını güçlendirmek için probiyotikler, prebiyotikler ve sinbiyotikler gibi gıda katkı maddeleri kullanılır. Prebiyotik Gıda Nedir? İçeriğinde prebiyotik bileşen içeren gıda ürünleridir. Prebiyotikler, daha çok karbonhidrat grubundan ve genellikle çözünür lif işlevi olan OGS’tir. Gıdalarda bulunan en yaygın OGS; kısa zincirli (scGOS) ve uzun zincirli (lcFOS) ve inulin’dir. Örneğin lcFOS: enginar, pırasa, asparagus vb. doğal sebzelerin içinde; hindiba ise inulin’in endüstride kullanılan ana kaynağıdır. Anne sütü, enginar, pırasa, soğan, domates, kuşkonmaz, muz, sarımsak, buğday, arpa, çavdar ve bal doğal prebiyotik kaynaklarıdır. Ayrıca, inülin, Türk toplumunda yaygın ve sık kullanılan soğan, sarımsak ve yer elmasında fazla miktarda bulunan bir fruktandır. Probiyotik Gıda Nedir? Probiyotik gıda yeterli miktarlarda canlı probiyotik bakteri içeren gıdadır. Probiyotikler genellikle “Lactic bacteria” ailesinden olan Lactobacillus, Bifidobacterium, Streptokokkus cinsi bakterilerdir. Lactobacillus içeren probiyotik gıda alındığı zaman barsakta Lactobacillus artarken, barsakta bulunan streptokokların da arttığı görülmektedir. Probiyotikler besin değeri ötesinde sağlığa yararlı olan gıdadır. Türkiye’de piyasada çok değişik üründe probiyotik bulunmuş olduğu iddia edilse de bu tarz şeylerin yeteri oranda probiyotik içerip içermediği ve ek olarak raf ömrünün sonuna kadar canlılıklarını sürdürüp sürdürmedikleri tam olarak bilinememektedir. Geleneksel olarak üretilen turşu, boza, kefir ve bazı ticari probiyotik yoğurtlar bunlara örnek temsil edebilirler. Ayrıca piyasada ilaç olarak veya değişik preparatların (vitamin şeklinde) içinde de satılmaktadırlar. Probiyotik, Prebiyotik Faydaları Neler? Probiyotik ‘yaşam için’ anlamına gelen Yunanca kökenli bir kelimedir. Probiyotikler yeterli miktarda tüketildiğinde, konağın barsağındaki mikroorganizma dengesini iyileştirerek, konağın sağlığı üzerinde yararlı etkiler gösteren, canlı mikroorganizmalar olarak tanımlanmaktadır. Bir mikroorganizmanın probiyotik olarak kabul edilmesi için çeşitli özelliklere sahip olması gerekir. Bunlar, güvenilir olma, insan ve hayvanlarda kullanıldığında herhangi bir yan etki oluşturmama, insan kaynaklı olma, barsak hücrelerine tutunabilme ve barsaklarda kolonize olabilme, stabil olma, ağız yoluyla alındığında etkili olabilme ve bunun için düşük pH, asit ve safra tuzları gibi olumsuz çevre koşullarına direnç göstererek barsakta metabolize olma, canlı olma, besinlere ilave edildiğinde canlılığını kaybetmeme ve aktivitesini koruyabilme, konak için patojen olmama, normal florayı bozmadan, patojen bakterileri inhibe etme, anti mikrobiyal maddeler üretme, antibiyotiğe karşı dirençli olma, çok suşlu ürünlerin hazırlanmasına uygun olmasıdır. Probiyotiklerin etki mekanizmaları için özellikle üç mekanizma önerilmektedir. Bunlar, anti mikrobiyal bileşikler üreterek, besin elemetleri için rekabet ederek, kolonizasyon bölgeleri için rekabet ederek patojen ve zararlı bakterilerin sayılarını azaltmak, sindirim sistemini teşvik eden enzimleri üreterek, amonyak, amin veya toksik enzimlerin üretimini azaltarak, barsak duvarının işlevlerini iyileştirerek mikrobiyal metabolizmayı değiştirmek, antikor düzeyi ve makrofaj aktivitesini arttırarak bağışıklık sistemini iyileştirmektir. Prebiyotikler, ince barsak enzimlerince parçalanamayan doğal ve yapay karbonhidratlardır. Bunların başlıcaları, laktuloz, inülin, dirençli nişasta, rafinoz, fruktooligosakkaritler, soyaoligosakkaritleri, trans galaktooligosakkaritler, izomaltoligo-sakkaritler, mannooligosakkaritler, galaktooligo-sakkaritlerdir. Prebiyotikler, barsak sistemindeki bir veya sınırlı sayıdaki bakterinin gelişimini veya aktivitesini teşvik ederek, insan ve hayvan sağlığını olumlu yönde etkileyen besin bileşenleridir. Bir besin bileşeninin prebiyotik olarak adlandırılması için barsak sisteminin üst kısmında hidrolize ve absorbe olması, barsakta bulunan yararlı bakteriler tarafından kullanılabilmesi, sağlığı iyileştirici yönde barsak florasını değiştirebilmesi, insan ve hayvan sağlığını olumlu yönde etkilemesi gerekmektedir. Prebiyotikler, intestinal mikroflorada karbon kaynağı olarak kullanıldıklarında, temel olarak laktik asit ve asetik asit, bütirik asit ve propiyonik asit gibi kısa zincirli yağ asitlerini üretir. Kısa zincirli yağ asitleri barsak pH’sını düşürerek, bu ortamda mineral ve özellikle de kalsiyum emiliminin artmasını sağlar. Fermantasyon sonucu açığa çıkan bileşikler barsak epitel hücreleri için de enerji kaynağı oluşturur. Probiyotik ve Prebiyotik Faydaları neler? Yapılan klinik çalışmalar, spesifik probiyotik mikroorganizmaların, laktoz intoleransı gibi, barsakta diyareyi uyarıcı rahatsızlıkları hafiflettiği veya önlediği, barsak enfeksiyonları ile ürogenital enfeksiyonlara karşı profilaksi oluşturduğu, barsak içeriğinin mutajenitesini inhibe ettiği, barsak tümörü insidansını azalttığını göstermektedir. Antibiyotik ishali antibiyotik tedavisi başlandıktan itibaren tedavi bitiminden iki ay sonrasına kadar ortaya çıkabilir. Probiyotikler bu durumda barsağın koruyucu mukoza engelinin yeniden oluflumuna ve bağışıklık düzeyinin artmasına katkıda bulunur Probiyotiklerin sağlık üzerine yararlı etkileri yanısıra barsakta inflamasyonu azaltma, mukozal fonksiyon bozukluklarını normalleştirme, aşırı duyarlık reaksiyonlarını düzenleme gibi fonksiyonları da vardır. Probiyotikler; hastalıklarda bozulmuş olan (artmış) intestinal permaibiliteyi normalleştirerek, mikrofloradaki dengesizliği düzelterek, barsağın immünolojik bariyer fonksiyonlarını güçlendirerek, allerjide rolü olan pro-inflamatuvar sitokinlerin açığa çıkmasını azaltarak allerjide etkili olmaktadırlar. Yüksek oranda tüketilen lifli besinler sayesinde diabet ve metabolik sendromda gözlenen insülin direncinin azaltıldığı, duyarlılığının artırıldığı gösterilmiştir. Karbonhidrat emilimini değiştirirler. Bunu karbonhidratları daha fazla emilebilir hale getiren zararlı bakterilerin sayısını azaltarak başarırlar. Antibakteriyel madde üretimine yardımcı olarak, mukus sentezini arttırarak, barsak permeabilitesini stabilize ederek, mukozal bariyeri güçlendirerek, intestinal motiliteyi arttırarak patojen mikroplara karşı savunma yaparlar. Spesifik hümoral immuniteyi güçlendirirler, IgA, IgM, IgG’yi yükseltirler. Bir Gıda ya da Gıda Takviyesi Ne Zaman Probiyotik Ürün Olarak Kabul Edilir? Türk Gıda Kodeksi’ne göre bir gıdanın probiyotik ürün olarak kabul edilmesi için gram ya ada mililitresinde en az 10 üzeri 6 kob (koloni oluşturan bakteri sayısı) (1 milyon) canlı probiyotik bakteri içermesi gerekmektedir. Tüketim sırasında 1 milyon ile 10 milyon arası probiyotik bakteri içeren üründen günde toplam 100gram tüketilmelidir. Bu şekilde günlük toplam 100 milyon ile 1 milyar arası probiyotik bakteri alımı sağlamış olunur. Tüketilmesi Önerilen Probiyotik Miktarı; Günde 10 üzerinden 8 ila 9 CFU/gün alınması ve etkisinin devamı için düzenli tüketilmesi gerekir. Probiyotikler geçici kolonizasyona neden olduklarından hergün düzenli alınması gerekir. Düzenli probiyotik kullanarak barsaktaki zararlı bakterileri kontrol altında tutmak olasıdır. Prebiyotik ve Probiyotikler: Sonuç Probiyotikler ve prebiyotikler, belirli hedeflere ulaşmak için vücut fonksiyonlarını etkileyen fonksiyonel besinler olarak tanımlanmıştır. Yeterli ve dengeli beslenme ile probiyotik ve prebiyotiklerin yeterli alımı sağlanabilmektedir, ancak artmış gereksinim durumlarında ve spesifik hastalıklarda kullanılması için hastalığa özgü tür ve miktar kesinliği sağlanmalıdır. Kaynak ve İleri Okuma: Rastall RA, Gibson GR, Gill HS, Guarner F, Klaen-hammer TR, Pot B, et al. Modulation of the microbial ecology of the human colon by probiotics, prebiotics and synbiotics to enhance human health: An overview of enabling science and potential applications. FEMS Microbiol Ecol 2005;52:145-152. Lee Y.K. Selection and maintenance of probiotic microorganisms. In: Lee Y.K., Salminen S., editors. Handbook of Probiotics and Prebiotics. Wiley-VCH; Weinheim, Germany: 2009. pp. 177–187. Hempel S, Newberry SJ, Maher AR, Wang Z, Miles JN, Shanman R, Shekelle PG. Probiotics for the prevention and treatment of antibiotic-associated diarrhea: a systematic review and meta-analysis. JAMA. 2012;307(18):1959–1969. doi: 10.1001/jama.2012.3507. Geier MS, Butler RN, Howarth GS. Inflammatory bo-wel disease: Current insights into pathogenesis and new therapeutic options; probiotics, prebiotics and synbio-tics. Int J Food Microbiol 2007;115:1-11. Hill C., Guarner F., Reid G., Gibson G.R., Merenstein D.J., Pot B., Morelli L., Canani R.B., Flint H.J., Salminen S., et al. Expert consensus document: The International Scientific Association for Probiotics and Prebiotics consensus statement on the scope and appropriate use of the term probiotic. Nat. Rev. Gastroenterol. Hepatol. 2014;11:506–514. doi: 10.1038/nrgastro.2014.66. Kumar M, Babaei P, Ji B, Nielsen J. Human Gut Microbiota and Healthy Aging: Recent Developments And Future Prospective. Nutr Healthy Aging.2016; 4(1): 3–16.

bottom of page